top of page

Motivasyonun Bilinmeyen Yüzü: Uyarılma Seviyeleri

  • Yazarın fotoğrafı: Özgür Polat
    Özgür Polat
  • 9 Tem
  • 2 dakikada okunur

Stadyumda adını haykıran on binler, kar kış dinlemeden deplasmanlara koşturan taraftar grupları. Aile, arkadaş, antrenör, takım arkadaşları, teknik heyet… Sporcuların başarılarına ortak olan ve onları hep daha iyi görmek isteyen herkes.

Bu devasa destek dalgası, çoğu zaman sporcu için sonsuz bir motivasyon ve güç kaynağıdır. Ama bazen de görünmez bir yük olarak omuzlarına çöker. Çünkü Türkiye gibi duygu ve tutkunun ön planda olduğu bir kültürde futbol yalnızca sahada değil, sokakta, kahvehanelerde, televizyon ekranlarında ve hatta siyasi arenada bile karşılık bulur. Bu yüzdendir ki, sporcunun omuzlarındaki yük, yalnızca kendi hedefleriyle sınırlı kalmaz, başkalarının da hayali ve gururudur.


Elbette motive olmak, performansın temel bileşenlerinden. Ancak motivasyon, belli bir seviyeyi aştığında sporcunun zihinsel dengesini bozabilir.Performans psikolojisinde buna “optimal uyarılmışlık seviyesi”denir. Yani ne çok düşük ne de çok yüksek, tam kararında bir zihinsel ve fiziksel uyarılma hali.

Uyarılmışlık seviyesi düşükse sahada konsantrasyon eksikliği, kayıtsızlık ortaya çıkar. Çok yükseldiğinde ise acelecilik, agresyon ve kontrol kaybı görülür.


Tecrübeli bir yabancı futbolcu Türkiye’ye geldiğinde “çok rahat” diye eleştirilebilir. Oysa belki de o sporcu, kendi optimal stres seviyesini koruyordur.İki kötü maçsonrasında panikyaratmak yerine, basit bir "Sana güveniyoruz" mesajı, onu tekrar ideal seviyesine döndürebilir.

Karşıt bir örnek olarak, yerli bir genç oyuncu, ilk maçında aşırı heyecanla hata yapabilir. Ona “gençtir, öğrenir” diyerek alan açmak yerine hemen “hazır değil” diye eleştirmek, uyarılmışlık düzeyini daha da yükseltir ve performansını olumsuz etkiler.Genç oyuncu hata yapmaktan değil, yuhalanmaktan korkmaya başlar.

Çünkü her sporcu sahaya hem bedeni, hem de zihniyle çıkar. Ve bu zihin, çevresinden aldığı mesajlarla şekillenir. İyi niyetle yapılan “daha çok iste” çağrıları dozunu aşarsa, zihinsel bir gürültüye dönüşebilir.


Türkiye futbolunun duygusal doğası, bu süreci daha da hassas kılar. Bir maç sadece üç puan anlamına gelmez her zaman. Bir mahallenin, bir şehrin moralidir bazen. Doalyısıyla bu yük, sporcunun zihninde ağır bir beklenti olarak birikir.

Bu yüzden gerçek destek, yüksek sesli tezahüratlar, ‘sen yapabilirsin’ler ve devamlı beklenti ve baskıdan ziyade, doğru zamanda kurulan sessiz bir cümlededir genelde: “Her zaman kazanmak zorunda değilsin, hata yapsan da değerlisin.’’ Bu cümle genç bir oyuncunun kariyerini inşa eder, yıldız oyuncunun güvenini tazeler. Performansın önündeki şişirilmiş ve gereksiz yükü azaltır. Ne de olsa rekabetin doğasında kazanmak da kaybetmek de vardır. Ancak baki olan sürekli gelişme arzusudur.


Futbolseverler olarak bu gerçeği unutmayıp, beklentilerimizi ve tepkilerimizin ölçüsünü ayarlamak, sporcularımızın mental sağlığına verebileceğimiz en büyük destektir.

 

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Akış: Farkındalık İçinde Kaybolmak

Yeşil sahalarda bazen büyülü bir ana tanıklık ederiz. O çok beğendiğiniz yıldız, topu daha ayağına alırken hissedersiniz büyüyü. Kaleye bakar, topu düzeltir ve tam vururken zaman adeta durur. Top henü

 
 
 

Yorumlar


bottom of page