top of page

Varoluş Üzerine

  • Yazarın fotoğrafı: Özgür Polat
    Özgür Polat
  • 14 Nis 2025
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 13 Ara 2025

İnsan, varlığı üzerine düşünen tek canlıdır. Veya en azından öyle olduğunu düşünüp durur. Kimse bir martıya “neden yaşıyorsun?” diye sormadı. Belki de bir yunus içsel bir bunalım geçiriyor. Fakat biz hâlâ insanın kendine sorduğu o meşhur sorularla meşgulüz.

"Kimim ben?", "Nereden geldim, nereye gidiyorum?", "Bu anlamsızlık duygusu geçecek mi?" ve elbette ‘’ "Bir gün her şey bitecekse neden bu kadar uğraşıyoruz?" Sokrates sordu, Nietzsche boş verdi, Heidegger karmaşıklaştırdı, Yalom ise içselleştirdi. Ve binlerce yıllık sorgulamanın sonunda cevaplara daha yakın mıyız, orası meçhul.

Bu yazıyı, o soruların peşinden giden bir düşünce biçiminden — varoluşçuluktan — bahsetmek için kaleme alıyorum.


Varoluşçuluk Nedir?  Varoluşçuluk, hayata dair cevaplar sunan bir sistem değildir. Bundan ziyade varoluşumuza dair bu zorlu sorulara yakından ve içtenlikle bakma çabasıdır.

Bu yaklaşım, insanın anlamı doğuştan bulmuş bir varlık değil, anlamı zamanla kendisi yaratan bir varlık olduğu savından gelir. Ama bu anlam yaratma hali, hiç de kolay değildir. Aksine oldukça sancılı bir süreçtir. Ne de olsa bir noktada hepimiz bariz gerçeklikle karşı karşıya kalırız: Kimse bizim yerimize yaşayamaz. Yaptığımız bütün seçimler bize aittir, dolayısıyla sonuçlarından da biz sorumluyuzdur. Yani özgürlük kulağa hoş gelse de; Özgür irade beraberinde belirsizliği, seçimler ise sorumluluğu getirir. Biz de insan olarak bu olasılıklar denizinde boğulma riskini taşırız. Kierkegaard bu duyguyu şöyle özetlemişti: “Kaygı, özgürlüğün baş dönmesidir.”

Varoluşçuluk, bu tür yalnızlıkları, kaygıları, sorgulamaları bastırmak yerine, onlara alan açar. Ve belki de ilk kez, "iyi hissetmekten" çok, "gerçek olmak" üzerine yoğunlaşır.


Varoluşçuluk ve Psikoloji: İnsanla İnsan Olmak 

Terapide iki kişi bir odada oturur, biri işinin uzmanı diğeri ise kendi hayatının uzmanıdır. Ancak paylaşılanlar her zaman bir 'tanı' veya 'iyileşmek' üzerine değildir. Bazen sessizce çöken bir anlam boşluğu, bazen de daha önce kimseye söylenmemiş bir sır paylaşılır. Unutulmuş bir benliğin sorgulamalarına 'iyi' gelebilecek ne vardır ki? Böyle anlarda terapinin bazı sınırları flu hale gelir. Çünkü mesele artık yalnızca bir davranışı değiştirmek değil, bir insanın varoluşuna tüm çıplaklığıyla tanıklık edebilmektir.

Varoluşçu düşünce, terapinin yalnızca bir müdahale alanı olmaktan çıkıp, anlam arayışına açık bir karşılaşmaya dönüşmesi yönünde, terapötik dünyaya derinlik kazandırmıştır.

Bu yaklaşımın izini süren Irvin Yalom’un metinlerinde de bu sessiz ortaklık derinden hissedilir. Terapinin, iki insanın birlikte düşündüğü ve dayandığı bir alan olabileceğini hatırlatır bize. Viktor Frankl ise, en karanlık deneyimlerde bile anlam arayışının insan ruhu için vazgeçilmez olduğuna vurgu yapar. Çünkü bazen acı, anlamın içinden geçtiği yoldur.

Bu yazının amacı, varoluşçuluğu yalnızca tanımlamak değil aynı zamanda bu kavrama beraberce bakabilmekti. Hayatın içinde zaman zaman hepimizin yaşadığı bazıı temel hislere kulak vermekti. Çünkü bazen insan, ne olduğunu anlamaya çalışırken, ne olmadığını fark eder. Ve belki de yaşam, netleşen cevaplarla değil, derinleşen sorularla var oldukça anlam kazanıyordur.


📚 İlgilenenler İçin Okuma Önerileri

Irvin D. Yalom – Varoluşçu Psikoterapi

Viktor E. Frankl – İnsanın Anlam Arayışı

Rollo May – Yaratma Cesareti


 
 
 

Yorumlar


bottom of page